Bir eğri, birkaç ince çizgi ve küçük siyah bir nokta.
Hepsi bu kadar.
Yine de görüntü etkisiz görünmez. Tanınabilir bir nesne yoktur, ama biçimler arasındaki ilişkiler hâlâ okunabilir.
Az Unsur, Güçlü Etki
Büyük siyah eğri güçlü biçimde öne çıkar. Çevresindeki geniş açık alan onu daha yalnız ve belirgin hâle getirir.
Alt taraftaki küçük siyah nokta ise boyutuna rağmen kaybolmaz.
Küçük olmak, görsel olarak zayıf olmak anlamına gelmez.
Bir biçimin etkisini yalnızca büyüklüğü değil; nerede durduğu, çevresinde ne kadar alan bulunduğu ve diğer unsurlarla kurduğu kontrast da değiştirir.
Bu kadar az unsur varken neden bazıları diğerlerinden daha güçlü hissediliyor?
Görsel Ağırlık Nesneye İhtiyaç Duymaz
Burada yapı daha karmaşıktır.
Koyu ve geniş bir biçim, çevresindeki daha küçük parçalar arasında daha fazla görsel ağırlık kazanır. Bu ağırlık fiziksel bir ölçü değildir; boyut, kontrast, konum ve çevresindeki boşlukla kurulan ilişkidir.
Biçimin neyi temsil ettiğini bilmeden de hangi bölgenin daha baskın hissedildiğini fark edebiliriz.
Tanınabilir nesne ortadan kalksa bile, bazı bölgeler diğerlerinden daha baskın hissedilmeye devam eder.
Çizgi Yalnızca Sınır Değildir
Bu kez ağırlığın yanına yön eklenir.
Uzun çizgiler farklı açılarda ilerler; bazıları kesişir, bazıları başka bir yönü böler ya da karşılar.
Çizgi böylece yalnızca bir şeklin kenarı olmaktan çıkar. Bağlantı kurabilir, hareket duygusu yaratabilir, başka bir çizgiyle karşılaştığında gerilim oluşturabilir.
Wassily Kandinsky çizgi, yön ve gerilim üzerine sistematik olarak çalışmıştı. Burada bu arka planı bilmeden de ilişkileri görmek mümkündür.
Bir çapraz çizgi başka bir çizgiyle kesiştiğinde, görüntünün dengesi değişir.
Yoğunluk Arttığında
İlk görüntüde gerilim, az sayıda unsur ve geniş açık alanla kuruluyordu.
Burada ise tam tersi olur.
Çizgiler ve biçimler merkezi bir bölgede toplanır. Farklı yönler üst üste gelir, kesişir ve birbirine karşı çalışır.
Gerilim yalnızca azlıktan değil, yoğunlaşmadan da doğabilir.
Çevredeki daha sakin alanlar bu merkezi daha belirgin hâle getirir. Böylece kalabalık bir kompozisyon içinde bile bazı bölgeler diğerlerinden daha güçlü hissedilir.
Çok Şey Olduğunda
İlk resim yoğun olmasına rağmen belirgin bir merkez duygusunu korur. Çevresinde daha küçük alt bölgeler ve daha sakin kenarlar seçilebilir.
İkinci resimde ise tek bir belirgin merkez bulmak daha zordur. Tekrarlar, küçük kümeler ve kontrastlar dikkati birkaç bölgeye dağıtır.
Birinde düzen daha belirgin bir merkez çevresinde toplanır; diğerinde dikkat birkaç bölgeye dağılır.
İki resim de çok sayıda unsur içerir.
Ama onları bir arada tutan ilişkiler aynı değildir.
Resim Nasıl Ayakta Duruyor?
Şimdi ilk görüntüye dönelim.
Birkaç çizgi ve küçük siyah nokta hâlâ aynı yerde.
Fakat artık onları yalnızca “şekiller” olarak görmek zorunda değiliz. Bir biçimin neden güçlü hissedildiğini, bir çizginin nasıl yön oluşturduğunu, açık alanın küçük bir işareti nasıl daha belirgin hâle getirdiğini görebiliriz.
Soru hemen “Bu ne anlama geliyor?” olmak zorunda değildir.
Önce şunu sorabiliriz:
Bu resim nasıl ayakta duruyor?
Hangi biçim daha fazla ağırlık taşıyor? Hangi çizgi yön yaratıyor? Yoğunluk nerede toplanıyor?
Kandinsky’nin soyut resimlerinde nesne ortadan kalktığında, yapı başka ilişkiler üzerinden kurulmaya devam eder.
Soyutluk, yapının yokluğu değil; yapının başka araçlarla kurulmasıdır.
Nordika’da Wassily Kandinsky Koleksiyonu
Koleksiyonu Keşfet →






